Canım madem sır tutamıyorsun, ağır geliyor sana duydukların, taşıyamıyorsun; her şeyi öğrenmeye çalışma o zaman. O kadar çok soruyorsun ve çok şey öğreniyorsun ki; sanırım kulaklarından geçenler beynine sığmıyor artık, ağzına da geliyor, buna rağmen sığmıyor oradan da taşıyor. Ya da sığıyor da, hafızan fazla bilgi taşıyamayacak kadar ilkel olduğu için anlatmak durumunda kalıyorsun. Sebebi her ne olursa olsun artık, sinir bozucu derecede dedikoducusun. Hayır bir de söylediğin her şey doğru olsa. Oradan buradan duyduğun kelime yuvarlana yuvarlana dolaşıyor -sayende- çevrendeki insanların ağzında. Bazılarının gerçekle alakası kalmıyor, bazı söylentiler de doğru olsa bile hoş olmuyor.
Küçük şehir bir başka sonuçta. İnsanlar birbirini tanıyor, bu şehirdeki herkes en az bir kere görmüştür birbirini. Mesela ben birini tanıyorum, onun başka bir arkadaşının babasının kardeşinin kayınvalidesinin en küçük kardeşinin kızının arkadaşı yine beni tanıyabiliyor. Ya da babamı, annemi, başka bir arkadaşımı... Yani demek istediğim iş mi bu dedikoduculuk, insanlar birbirini bu kadar tanıyorken? Kim bilir kaç kişi sorun yaşamıştır ailesinin, arkadaşlarının veya sevgilisinin kulağına giden olur olmaz dedikodular yüzünden. Bahsettiğin kişiyle alakası olmadığını düşündüğün insanların arasında bile konuşsan, mutlaka yayılıyor o söylediklerin. Tanımayanlar farkında olmadan o kişiyi tanıyanlara anlatıyor, sonun da o kişi duyunca hakkında söylenenleri sinirleniyor, belki canı yanıyor..Dikkat edin insanlık! Bu hastalık, dünyadaki 10 kişiden 8'inde vardır belki de. Anlatmayın her yerde, en önemsiz şeylerden bile bahsetmeyin elinizden geldiğince. Çünkü; güvendiğiniz insanların arasına karışmış olan tek bir kişi, söylediklerinizi kimi zaman değiştirerek kimi zaman olduğu gibi herkese yetiştirebilir. Gereksiz yere bozulmasın moraliniz sonra, başınıza iş açılmasın. Ve sen, hastalıklı insan, bir daha söylediklerime iki kelimeden fazla yaklaşamayacaksın ;)
Zey.